iksv film festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iksv film festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2015 Pazar

ŞİMDİ FESTİVAL ZAMANI



Yılın gene benim için en güzel dönemi başlamıştır. İstanbul'da kültür sanat adına harika şeyler var Kimi zaman da şaşırtacak kadar iyi projeler gelebiliyor ama İstanbul Film Festivali hem olgusu ile hem de uluslararası başarısı ile hep farklıdır,özeldir. Şehrimizin kültür hatırasıdır.


24 Eylül 2014 Çarşamba

11-17 EKİM ARASI YAPILACAK EN GÜZEL ŞEYLERİN LİSTESİ


Benim için senenin en güzel vakitlerinden biri gelmiştir. Her ne kadar yaz insanı da olsam Ekim ayı başkadır benim için.

Sinemaya gitmek artık eski yıllarla kıyaslandığında farklı oldu. Gelişen teknoloji ne yalan söyleyeyim tüm filmleri vizyona girmeden önce bile bizle buluşturabiliyor.

Filmekimi zamanı ise benim için daha özeldir, farklıdır. 13 yıldır hiç mi kalitesi bozulmaz bir festivalin. Hatta her sene daha da paylaşımını arttırır, içeriğini ve kalitesini geliştirir.

Özellikle gala gösterimleri akabinde salonda yönetmen ile soru cevap seansları ise tadından yenmez.IKSV bu işi gerçekten çok iyi başarıyor.




Vizyona hiç girmeyecek yada önceden temin edemeceğimiz filmlere gitmek bir ayrıcalık hissi veriyor ise size de,aşağıdaki kendi perspektifimden bu seneki 43 film arasından bilet organize ettirdiğim filmleri tanıtmak ve önerlerimi paylaşmak istedim.

Aşağıda önerdiklerim hemen hemen fikirlerine çok güvendiğim değerli insanlar tarafından da önerilmiş. Belki bu aralar sosyal medyada çok sık karşınıza çıkmış olabilir aynı film önerileri.

Bence festivallerin en büyülü tarafıda budur. En çok önerilen filmlerin gerçekten de beklentilerin üstüne çıkabilmesi. Her zaman önerileri dikkate alırım ama kendi tercihlerimi yapmayı daha çok severim.

Aciman'ın Sanat Güncesi olarak biz festivalde olacağız. Festivalde görüşmek üzere:)

İstanbul için biletlerinizi 27 Eylül günü online biletix.com adresinden ya da festival sinemaları olan Atlas ve Rexx gişelerinden temin edebilirsiniz.

Benim tarzımı tanıyanlar bilir biraz müzikli belgesel de katmazsam sepete olmaz diyorum ve gideceğim beş filmi paylaşıyorum.

BOYHOOD IMBD 8.7

2014 yılında Fipresci Büyük ödülü, Berlin Festivali En iyi Yönetmen ödülü,
Seatle Film Festivali En iyi Film, En İyi Yönetmen , En İyi Kadın Oyuncu


Film, 2002'den 2014'e 12 yıllık bir sürede geçen, aynı oyuncuları bu 12 yıl boyunca izleyen, oyuncuları da film boyunca yaşlanan senaryosu çekim süresi sırasında hem de oyuncuların müdahalesiyle yazılan çok özel bir film.




BJÖRK- BIOPHILIA LIVE  IMBD 8.3


Björk çok eşsiz özel bir sanatçı hepimizin bildiği gibi.

Bu eşsiz sanatçının yaratımı olan multimedya projesi sanatçının daha çok insani yönünü keşfetmeye çalışan bir konser filmi.

Björk'ün aynı adlı sekizinci stüdyo albümü Biophilia'yı merkeze alan proje, müzik, telefon aplikasyonları, internet, yerleştirmeler ve canlı konserlerden oluşan çok yönlü etkinlikler toplamı.

Fragmanı da çok renkli bir göz atın:)



DEUX JOURS- UNE NUIT IMBD 7.6

2014 Sydney Festivali En İyi Film

Dardenne Kardeşlerin Altın Palmiye için yarışan bu filmleri işçi sınıfına dair güçlü bir yapıt. Toplumsal dram ve özellikle şirketlerde çalışan performans takıntısı ve çalışanlar arasındaki rekabeti gösteren gerçekçi bir dram.

Başrolde ise güzelliğinden öte ben iyi bir oyuncuyum diye bağıran Marion Cotillard var.










MOMMY IMBD 8.4



2014 Cannes Festivali Jüri Ödülü


Yönetmenliğini, senaryosunu, kurgusunu Xavier Dolan'ın yaptığı bu film bu sene bayağı Cannes'da ses getirdi.

1:1 ekran oranı, müzik , renk ve kurgu seçimleri nedeniyle bir sürü eleştirmen tarafından en iyi ve olgun yapıt olarak görülen filmin en büyük hayranlarından biri de Cannes Film Festivali jüri başkanı, ünlü yönetmen Jane Champion.




LEVIATHAN IMBD 8.2

2014 Cannes Festivali En iyi Senaryo
2014 Münih Festivali En İyi Film


Yönetmen Andrey Zvyagintsev'in Kremlin'le polemiğe girdiği yozlaşmaya karşı cesur bir başyapıt olarak lanse edilen film Rus yapımı olmasına rağmen radarıma girdi.

Bu filmle de belki Rus sinemasına olan aşırı katı ön yargımı da kırabileceğim.







29 Mart 2012 Perşembe

ACİMAN İLE İSTANBUL FİLM FESTİVALİ



Yılın en sevdiğim dönemi başlıyor. Bu sene 31.kere düzenlenen İstanbul Film Festivali benim için çok özel. Hem yeni yönetmenleri, yeni filmleri keşfederim hem de eski klasik kült filmleri tekrardan yad ederim. Ayrıca galiba bu dönem geldiğinde benim için yaz sezonu da resmi olarak başlamış sayılıyor. Yıllardır havalar mis gibiydi festival boyunca.Umarım bu vakitte o şekilde geçer.

31 Mart -15 Nisan 2012 arası festival filmlerinin gösterimleri geçen sene de olduğu gibi Beyoğlu Atlas, Fitaş 1ve 4.salonlar, Pera Müzesi, Kadıköy Rexx'de gerçekleşecek. Bilet fiyatları gündüz bilet fiyatları 5 TL, diğer seanslar 9 ve 15 TL arası.

Hatırlarım birkaç sene önce bu etkinliğe denk gelen zamanda bir sürü  birikmiş iznim vardı. Bu birikmiş izinlerimi kullanarak festivali doya doya gündüz seanslarında koşuşturmadan rahat rahat takip etmiştim.
O sene keşfettiğim filmler ve yönetmenlerin haddi hesabı yoktur. Benim için ve sinemaya verdiğim değer açısından bayağı karlı bir seneydi.

Sinemayı sevmeyen yoktur diye düşünüyorum.

Sizde benim gibi farklı bağımsız filmleri, usta yönetmenlerin başyapıtlarını, belgeselleri, Sundance ve Berlin film festivallerinde dünya prömiyerlerini yapan enteresan filmleri keşfetmek isterseniz bu harika bir fırsat.





Biletlerin inanılmaz çabuk tükendiğini hatırlatmak isterim. İstediğiniz filme gitmek için önceden bilet alarak işlemlerinizi halletmeniz gerekli .

Bu sene "Sinema ve Müzik" başlıklı  içeriğindeki çoğu filmi daha önce seyretmeme rağmen kesinlikle kaçırmayacağım özel bir bölüm yapılmış. Martin Scorsese'nin yönettiği "NewYork ,New York", Pink Floyd'un müziğinden sözlerinden ve "The Wall'dan esinlenerek çekilen "Pink Floyd ,The Wall" ve bir arkadaşımın tavsiyesi ile birkaç sene önce seyrettiğim ve çok keyif aldığım "The Adventures of Priscilla".Son olarak da vizyona çıktığı zaman bayağı sükse yapan "Moulin Rouge". Kesinlikle "The Wall" ve "New York New York" 'a tekrardan gideceğim.

Ayrıca gene benim en sevdiğim epik hikayeleri çok büyük bir mirasla birleştiren Çin Sinema Geleneği adı altında "WUXIA" filmleri. Gene çoğunu seyretmişim ama liste içinde görmediğim bir tanesini notlarımın arasına aldım. Bu filmlerin en güzel özelliği göz alıcı kostümler, görkemli görüntüler ve tabi ki uçuk dövüş koreografileri olması.

Evet, bu sene içerik çok yoğun ve kaliteli. Daha fazla yazımı uzun tutmadan sizle festivalle ilgili detayları ve kendi seçimime göre bilet alacağım öne çıkan film ve önerileri sunmak isterim.

THE LONELIEST PLANET  

İşte gideceğim ilk film. "The Loneliest Planet" .Gael Garcia Bernal'in oynadığı bağımsız bir yapım. Gael'e bayılıyorum. Hemen hemen onun tüm bağımsız filmlerini seyrettim. Bence ticari filmleri o kadar da başarılı değil. Bu nedenle, bu filmi özellikle doğada geçtiği için görselliği ile beraber çok merak ediyorum
.
DEATH OF A SUPERHERO 
Canlı çekimler ile animasyonu harmanlayan komik ve samimi ve fevkalade bir modern sinema uyarlaması olduğunu okuyunca hemen gideceklerimin arasına ekledim açıkçası.





LE CONTES DE LA NUIT (GECE MASALLARI)


Bu sene animasyon sinema bölümü daha farklı. Her sene görebilirsem en az bir adet animasyon filmi seyretmeye vakit ayırıyorum. Berlin Film Festivali'nde yarışan ilk üç boyutlu animasyon filmi "Gece Masalları". Çok seker kesinlikle gideceğim.




ORANGE WINTER  


Bir devrim filmini çekebilmek ..  diye başlıyor filmin ön yazısında. 2004 yılında Ukrayna'da ki başkan seçiminin, Sovyet sonrası en büyük kitlesel eyleminin yapılmasını anlatıyor. O dönem hatırlıyorum dünyada büyük yankı oluşturmuştu bu olay..O dönemi yansıtan belgesele bilet bulursam kesin gideceğim. 











KING OF DEVIL'S ISLAND (ŞEYTAN ADASININ KRALI)


2011 Norveç Amanda, Lübeck ve Edinburg festivallerinde ödülleri olan bu filmin fragmanını seyrettim ve bayağı hoşuma gitti. 


Dünya Festivalleri kategorisindeki birbirinden güzel alternatifler arasında önceliğimi bu filme verdim. Gerçek olaylardan kurgulanarak film haline getirilmiş  Norveç'de bir  geçen baskı ve isyan hikayesi. Baş rolde oynayan Stellan Skarsgard'ın resmini kapsayan bir resim koydum filmden. İnanılmaz iyi bir oyuncu ama maalesef kötü adam rollerini o kadar iyi başarıyor ki sanırım başka bir rolde görmek kendisini imkansız artık. 


ALPS


2011 Venedik Film Festivalinde en iyi senaryo ödülü alan film, ilginç konusu ile etkileyici bir drama . Değişik sektörde çalışan üç kişi ücretli bir hizmet geliştirmiştir. Randevu sistemi ile ölen kişilerin yerine geçip ölen akraba, dost veye iş arkadaşlarına hizmet vermektedirler. Kurdukları şirketin adı Alpler'dir. 


Konu çok rahatsız edici ama bir o kadar da merak uyandırıcı açıkçası. 







KOPMA


Yönetmenin American X 'in yönetmeni olduğunu öğrendiğim bu filmi araştırmadan gitmeye planladıklarımın arasına aldım.


Ama biraz araştırınca da tam festival kriterlerine uygun bir film seyredeceğimi anlamış oldum. 


Kadro inanılmaz. Oscarlı oyuncular  Adrien Brody, James Caan, Marcia Gay Harden başrollerde. Adrien Brody için Piyanist'ten sonra en iyi performansını gösterdiği rol olarak bu filmden bahsedilmesi çok merak uyandırdı bende.


Amerikan eğitim sisteminin korkunç yüzü hakkında bayağı etkileyici bir film olduğundan bahsediliyor. Filmin bir sürü ödülü var. Deauville Eleştirmenler Ödülü,  Sao Paulo ve Tokyo,Woodstock festivallerinde  "En İyi Yönetmen" ödülü bunlardan birkaç tanesi .



SADAKATSİZLER 
Akbank Galaları sonradan muhakkak vizyona giren filmlerdir. Olur da galalara bilet bulamazsanız daha sonra vizyondan takip edebilirsiniz. 

Sadakatsizler, umutsuz, absürt ve inanılmaz komik varyasyonlarıyla erkek sadakatsizliğinin başarı ve hüsranlarını zaferlerini ve acıklı felaketlerini anlatıyor. 

The Artist filmiyle yeni Oscar alan Jean Dujardin başrolde. Hahhaha ayrıca çok keyifli olsa gerek, biz bayanlar hemen hemen filmin her karesinde tahminlerimizi tatmin edeceğiz sanki.


BENİM 533 ÇOCUĞUM VAR


Bir de komedi filmi seyretsek fena olmaz düşüncesi ile bu filmi tanımak istedim. Orta yaşlı ve genç ruhlu tembel bir adam olan baş kahramanımızın sperm bankasına yaptığı bağışlar sonucu 533 çocuğun babası olduğunu öğrenmesi ile kimliğini gizleyip onlarla tanışmasını anlatılıyor. 




Bu filmler, bu sene benim festivalde yoksa yok dediğim filmler ama çok alternatif var, gözümden kaçmış olan veya bana tavsiye edeceğiniz filmler olur ise buradan bana mail atabilirseniz çok sevinirim.


Aciman :)

27 Eylül 2011 Salı

ACİMAN'IN FİLM EKİMİ

Sonunda Film Ekimi yaklaşıyor.  Bu sene, 8- 15 Ekim 2011 tarihleri arası onuncusu düzenlenen Film Ekimi'nin bence en güzel yanı İstanbul dışında sinema salonlarında da filmerin gösterilecek olması.

Birbirinden değişik ,dünyanın belli başlı festivallerinde ödüller kazanmış, usta yönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu toplam 39 film gösteriliyor olacak.

İstanbul'da  Taksim Atlas ve Beyoğlu sinemalarında, Nişantaşı City's ve Maçka G-Mall salonlarında filmler gösterilecek.

İstanbul'daki  program tamamlandıktan sonrada 13-16 Ekim'de İzmir'de, 20-23 Ekim'de Bursa ve Konya'da,27-30 Ekim'de Trabzon ve Diyarbakır'da Avrupa filmleri gösteriliyor olacak.

Şehir dışındaki sinema salon ve gösterim saatleri için http://www.iksv.org/tr sitesinden yararlanabilirsiniz.

Eminim biletler şimdiden tükenmeye başlamıştır bile.

İyi filmleri seyredebilmek için elimizi biraz çabuk tutmalıyız diyorum.  Gönül isterdi ki tüm filmleri seyredebiliyor olayım. Aciman'ın  naçizane zevkine ve bilgi dağarcığına göre; sizle seyredeceğim ilk 5 filmi paylaşmak istiyorum .

Hemen hatırlatayım, her sene olduğu gibi bu sene de bazı filmler festival sonrası vizyona girecektir. Yakından takip ederseniz bazı başyapıtları festival kapsamında seyretmedim diye üzülmeden vizyondan da takip edebilirsiniz.

 "OYUNUN SONU " ,"MARGIN CALL"

Kevin Spacey, Jeremy Irons, Simon Baker, Demi Moore, Stanley Tucci gibi müthiş oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bir bağımsız yapım.

 2008'de ABD'de patlayan finans krizinin Wall Street'te, Lehmann Brothers'ı andıran bir yatırım bankasındakileri nasıl etkilediğini 24 saatlik bir zaman diliminde anlatıyor. Kaçırmamalıyız diyorum.

                  










"TEHLİKELİ İLİŞKİ ,"A DANGEROUS METHOD"
En merakla beklediğim film bu açıkçası. Gerek kast, gerek de gerçek bir hayat hikayesinden esinlenen kurgusu nedeniyle seyretmek için sabırsızlanıyorum.
Dünya prömiyeri Eylül ayında Venedik Film Festivali'nde yapıldı . Konusu ise psikolojinin iki büyük öncüsü Carl Jung ve Sigmund Freud arasındaki dostluğun bir kadın nedeniyle nasıl bozulduğunu anlatıyor. Kadroya bakar mısınız?  Micheal  Fassbender, (Onu belki X-Men Başlangıç filminden genç Magneto rolü ile hatırlayabilirsiniz.) Viggo Mortensen, Keira Knightley, Vincent Cassel. Hiç kaçmaz derim.









  " RUH EŞİM " , "CAFE DE FLORE"

                  

Bu filmi seçmemin sebebi kesinlikle "C.R.A.Z.Y." ile dünya çapında müthiş ilgi toplayan yönetmen Jean-Marc Vallée'nin son filmi olması. Başrollerde ise Johnny Depp'in güzel eşi Vanessa Paradis var.

Bir adamla bir kadın arasındaki aşkı, bir anneyle oğlu arasındaki sevgiyi anlatan Ruh Eşim, sevgiye dair fantastik bir macera. 

Aciman'dan not: Eğer, "C.R.A.Z.Y." filmini seyretmediyseniz kendinize bir iyilik yapın ve film arşivinize bu filmi kesinlikle katın. En az üç kere seyrettiğim muhteşem bir filmdir.


                 




 "OLMAK İSTEDİĞİM YER" ,"THIS MUST BE THE PLACE"


Muhteşem Sean Penn başrolde ,ellili yaşlarındaki bezgin rock yıldızı Cheyenne'i canlandırıyor. Filmin  konusu ise tasasız ve amaçsız Cheyenne, 30 yıldan beri görüşmediği babasının ölümü üzerine, 2. Dünya Savaşı sırasında babasına Auschwitz toplama kampında işkence eden Nazi subayını bulmayı kendine görev edinmesini hakkında.

Şimdiden bildirmekte fayda var diyorum, Sean Penn bu rolü ile Oscar'a aday olacağı söyleniyor.









Son olarak da 5. filmim için aşağıdaki iki film arasında kaldım. Karar veremedim ama en iyisi her ikisine de gitmek ki öbüründe aklım kalmasın.


"KEVIN HAKKINDA KONUŞMALIYIZ" ,"WE NEED TO TALK ABOUT KEVIN"

Filmi araştırırken ilk dikkatimi iki başrol oyuncusu çekti.

Hani bazı aktör ve aktrisler vardır ya  hangi projede olurlarsa muhakkak iyi bir projedir o. Bu nedenle, başrollerde  Tilda Swinton, John C. Reilly'i görünce filmi seyretmem gerektiğini düşündüm.

Oscar adayları arasında adı geçen Tilda Swinton'ın, dünyası kararan bahtsız anne rolündeki performansını merak ediyorum açıkçası. Psikolojik gerilim ve aile dramaları ilginizi çekiyorsa sizde bir deneyin bakalım.


                                  





 "ÖLÜM DENİZİ", "HWANGHAE"
                
2011 Asya Film Ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu  ödülünü başroldeki Ha Jung-Woo aldı.  Kuzey Kore, Güney Kore ve Çin arasına sıkışmış Yanji kentinde geçen , araba kovalamacaları, cinayetler ve bıçaklı kavgalarla dolu bir aksiyon-gerilim filmi Ölüm Denizi.



Nedendir bilmem ama Kore filmleri benim çok ilgimi çekiyor. Düşündüm buna sebep herhalde yıllar önce çok büyük bir hayranlıkla seyrettiğim ve şimdilerde Amerikan versiyonun hazırlandığı The Old Boy " filmidir.

Bu film ile ilgili ayrı bir post yazacağım önümüzdeki günlerde. Şimdiden belirtmek istedim.

Herkese Film Ekiminde bol eğlenceler ve  iyi seyirler diliyorum.
             

             



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...